Anasayfam Yap
Favorilere Ekle
serbest piyasa
www.insaattrendy.com - Copyright © 2007-2009 - Sitenin Her Türlü Telif ve Yayın Hakkı İnşaat Trendy Dergisine Aittir. e-mail: info@insaattrendy.com - haber@insaattrendy.com
Hüseyin Kırçıltepeli: Yeni Bir On Yıl Başlıyor, Dünya Ekonomisinde Resesyon Süreci Devam Ediyor IMF,  Reel Sektör,  Orta Ve Uzun Vadeye Dayalı Beklentiler Hedef Online, Son Çeyreğe Girerken: Beklentiler ve Senaryolar
Gözler Hala Yunanistan 'da

2009 yılı krizin hasarlarının en derin etkilerini gösterdiği, kayıpların en çok olduğu dönemdi. Yıl içerisinde, dünya ekonomisinin rezerv para birimi olan dolar üzerinde oldukça büyük bir baskıdan ve bu baskının etkisiyle sert değer kayıplarından bahsedebiliriz. Doların bu denli sıkıntılı bir dönem geçirmesi gözleri rezervlere çevirmişti. Özellikle 2009 boyunca doların rezerv para birimi olup olmadığı tartışması en çok konuşulan konuların başında geliyordu. 2009 Aralık ayından itibaren başlayan doların geri dönüşü, sonuna geldiğimiz Mart ayı birinci çeyreğinde etkisini gösteriyor. Özellikle ekonomik çalkantılar ve başta Yunanistan olmak üzere Avrupa bölgesinden olumlu rakamların gelmemesi euro’nun gücünü oldukça etkiliyor. Euro’nun toparlanamaması doların güçlenmesine eur/usd paritesinde satış hareketlerinin ağırlık kazanmasına sebep oluyor. Bu konumda dikkat edilmesi gereken hususlardan biri doların serbest düşüşe başladığı ayın Mart olması. Özellikle borsalarda ve genel sanayi endekslerinde rakamların toparlanması da tam olarak bu döneme denk geliyor. Çok düşük bir kesimde olsa yine aynı senaryonun olabileceğine ihtimal veren analistler var. Hatta son dönemde Dow Jones ve S&P başta olmak üzere borsaların oldukça iyi performansını da bu duruma bağlıyorlar Ancak bu sadece bir varsayımdan ibaret matematiksel ve temel bir dayanağı olduğunu söylemek zor. Düzelen ekonomik verilerin euro ve emtiaların lehine olduğu bu durumda da borsaların performanslarının olumlu olacağı bir gerçek. Kısacası düzelen bir ekonomi genelde düşük dolar kuruna bağlı gibi gözüküyor. Bunun bir kaç sebebi var. Birincisi Fed’in ve ABD hükümetinin düşük dolardan nemalanması. İkiz açıkların kapatılmasının ya da asgari düzeye indirilmesinin temel şartı düşük dolar kurundan geçiyor. Bu durumu özellikle 2009 sonbaharında ABD hükümeti ve Fed oldukça iyi kullandı. Son dönemde doların değer kazanımları da ABD yetkililerini bu yüzden rahatsız ediyor. Şu an için ABD ekonomisinde bir bütçe sıkıntısı var olduğu biliniyor. Ancak bu politikayla minimum zarar seviyelerine kadar çekilmiş gözüküyor. Bir süre daha düşük dolar kuruna bu yüzden ihtiyaç duyuyorlar. Bu sebeple uzun vadede belirsiz seyirler izlenilmesi kaçınılmaz. İkinci sebep ise dünya piyasalarında rezervlerin dolar üzerinde tutulması. Kıstasımızın dolar olması. Yani yatırımcılar bir işleme girerken dolar verip bir başka enstrüman alıyorlar. Örneğin hisse senedi alabilmek için maliyet temeliniz dolar oluyor. Elde ne kadar az dolar tutulursa piyasada döndürülen enstrümanların nemalanması da o kadar yoğun oluyor. Bu durumda tabi ki ekonomi için pozitif algılanıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi 2010 yılına Yunanistan damga vuruyor gibi gözüküyor. En azından ilk çeyrek için bunu söyleyebiliriz. Özellikle çeşitli yatırım bankalarının ve şirketlerinin hazırladığı şaibeli raporlar Yunanistan’ın ve Avrupa birliğinin başını oldukça ağrıtıyor. Yunanistan hazırlanan bu şaibeli raporların hesabını ve bedelini sıkı para politikalarıyla ödeyecek gibi gözüküyor. Avrupa birliğinin genelinde Yunanistan’a destek olmak için genel bir isteksizlik var. Özellikle Avrupa’nın en büyük sanayi ve ekonomi gücü olan Almanya bu konuda oldukça gönülsüz durumda. Bu gönülsüzlük ve verilebilecek borçlar karşılığında istenen bedeller tarafları birbirlerinden uzaklaştırıyor gibi. Son dönemde Yunanistan’ın Imf’ye bu sebeple yakınlaştığı aşikar. Almanya’da bu konudan rahatsız olmuş durumda. Çünkü bu durum mükemmel bir proje olarak sunulan ancak işleme başlanıldığından beri her yıl soru işaretlerine yol açan euro’nun iyice yıpratılmasına yol açacaktır. Avrupa birliği kendini kurtaramayıp rakip olmaya çalıştığı ABD’den destek alıyor olması euro’nun itibarı açısından oldukça kötü bir durum. Yinede madem böyle bir durum var denilirse en azından anlaşmaların hakemliğini yapmaya çalışacaklardır. Özellikle Almanya ve Fransa’nın toplantı masasında yer alması ya da dışarıdan müdahalede bulunması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Yunanistan haricinde Avrupa’da işler yolunda dersek hatalı bir söylemde bulunmuş oluruz. Portekiz ve komşusu İspanya’da hizmet sektörüne dayalı ekonomileriyle sıkıntı sinyalleri veriyorlar. Sanırım euro bölgesinde de esas korkulan durum çalkantının Yunanistan’la bitmeyecek olması. Eğer bu kötü senaryo gerçekleşirse euro projesi rafa bile kalkabilecek duruma gelecektir.

Biraz daha doğuya bakarsak kriz döneminin en karlı ülkesinin Çin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ülkeler negatif büyüme rakamlarıyla boğuşurken Çin ekonomisinin 2009 yılında neredeyse %10 civarında büyümesi oldukça dikkat çekici. Ülke tam bir üretim bandı mantığında çalışıyor. Ucuz iş gücü en büyük silahları. Kriz döneminde de bantları ve üretimi kapatmak yerine daha bol üretim yapma stratejisini uyguladılar.Şu ana kadar Başarılı olmuş gözüküyorlar. Gelen rakamlar haklılıklarını gösteriyor. Ancak ABD ile aralarındaki sürtüşme dikkat çekici. 2010 yılında Yunanistan’dan sonra yakından takip edilen ikinci ülke oldular bu sürtüşmeleri sayesinde. Yanlış anlaşılmasın her zaman önemli bir ülke Çin ayrıca ekonomisi yakında dünyanın en büyük ekonomisi haline gelecek. Ancak bu sürtüşme tedirginlikle seyrediliyor ve bizde kötü anlamda gözlerin çevrildiği ülkelerin listesini yapıyoruz. Bu sebeple Yunanistan’dan ve Euro bölgesinden sonra ki sırayı Çin alıyor. Eğer ABD’nin istediğini yerine getirip döviz üzerinde ayarlamalar yapılmaz ve piyasa serbest bırakılıp rahatlatılmazsa, Bu seferde Çin ve Uzakdoğu kaynaklı hem politik hem de ekonomik bir kriz yaşayabiliriz. Şimdilik Çin hükümeti ABD ve dünya ekonomik çevrelerinden gelen tepkilere kulaklarını tıkamış gözüküyor. Hatta son dönemde ABD’nin kendi ekonomisini Çin üzerinden toparlamaya çalıştığını bile dile getiriyorlar ki haklılık payları olduğunu söyleyebiliriz.

Bu kadar dış piyasaları inceledikten sonra yurt içine de bir göz gezdirelim. Özellikle 2009 dan 2010 yılına geçtiğimiz ilk dönem biraz sıkıntılı olmuştu döviz piyasaları için. 2010’a girer girmez döviz piyasası sert bir satış dalgasına maruz kalmıştı. Özellikle Imf anlaşması çapası uzun zaman düşüş yönünde etkilemişti pariteyi. Bu durumun suni olduğunu sanırım bilmeyen yoktur. Yılbaşında rakamsal ve istatistik hesaplar yapılması gerekiyordu. Rakamların iyi gelmesi hem hükümet hem de ekonomi kurmayları açısından önemliydi. Bu sebeple düşük dolar kuru öncelikli hedef belirlendi 2010 başından hesapların sonuna kadar. IMF anlaşması açıklamaları tam anlamıyla bu döneme denk geliyor işte. Bu sürecin tamamlanması ve yıllık hesapların yapılmasından sonra IMF’den uzaklaşıldığını görebiliyoruz. Hükümet zaten bunca zaman sanırım bunun hesabını yaparak buna göre ayarlamaya çalışmıştı kendini. Imf anlaşmasının iptal olmasının en büyük sıkıntısı likit açığı olabilirdi. Buna göre vergiler ve borç kanalları ayarlandı. Imf kanalından gelen açıklama süreci yakından takip edenler açısından sürpriz olmadı açıkçası. Hatta uzun bir süre bizde dile getirmiştik bu anlaşmanın olmayacağını ve getirilerinin neler olabileceğini. Bu durumun fiyatlanması şu ana kadar gerçekleşmedi. Ancak mutlaka piyasalar bu durumu fiyatlayacaktır. Fiyatlaması da gerekiyor zaten yoksa içimizde bir acabayla kalırız hep. Yalnız bu fiyatlama süreci aklınıza sert düşüşler getirmesin. Yani bu süreç bir kriz dönemi değil, bir anda ani çöküşler yaşanmayacaktır. Zaten anlaşmanın olmayacağı açıklandığında böyle bir durum yaşanamadı da. Ancak dünya piyasalarında olası bir negatif algılama biraz daha derin etkisini gösterecektir. Olası bir kriz bundan sonra daha da derin etkileyecektir yurtiçini. Bu beklentilere göre kendimizi ayarladıktan sonra çekinilecek bir durumumuz yoktur sanırım. Bu sebeple anlaşmanın olmasının ya da olmamasının politik bir tercihten başka bir şey olmadığını sanırım çok daha net görebiliyoruz.

Şimdi bunu neden anlattığımı açıklayayım. Kısacası dolar 2009’daki durumuna 2010’da düşmeyecek. Bir kere 1,40 seviyeleri konuşuluyordu sürekli ve bu süreç artık dağıldı. Artık 1,55 üzerinde kapanış yapabilirse demeye başladığımız süreci yaşıyoruz. Anlaşmanın imzalanması 1,40 seviyesini gösterebilirdi bize ancak şimdi aşağı yönlü hareket ihtimallerimiz eskiye oranla daralmış durumda. Yukarı kısımda ise 1,55 üzerinde kapanışlar önemli olacaktır. 1,55 destek alındığı takdirde hedef seviyemiz 1,58 gibi gözüküyor. Aşağı kısımda taban seviyemiz 1,4989’dur. Bu seviyenin kırılması durumunda 1,4920 seviyesine kadar çekilme görülebilir. Her iki seviyede alım için oldukça uygun olacaktır. Kısaca özetlemek gerekirse dolarda temel stratejimiz düşüşlerde alım yapmamız yönünde olmalıdır. Özellikle S&P 500’de görülebilecek bir gevşeme durumunda yükselişler sert olacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki bunlar orta vadeli tahminler. Yılsonunda değişimler daha derin olabilir. Genel resimde yılsonu kapanışları 1,56 civarında bekleniyor. Yalnızca bir yatırım bankası 1,45 hedefini belirledi. Onlar haklı çıkarlarsa sanırım geçen yıldan pek farklı bir sonbahar izlemeyeceğiz anlamına geliyor. Bakalım bekleyip göreceğiz bizde.
- Geri -